9 Ağustos 2012 Perşembe

Omuzdu, Terlikti, Düştü

Bir de o fotoğrafa baktım hep, omuzun bana güven veriyordu. Ve üfledim bir kez daha yüzüne son kalan nefesimi. Ve sen yine beni görmüyordun. Ve yıldızlar küsmüşlerdi bana o gece, bulutların arkasına kaçıp benden gizlenebildiklerini sanıyorlardı küçük çocuklar gibi. Kızmadım onlara, ışıklarını kaybetmeyeceklerini bilmek bana yetiyordu. Şişenin dibinde kalan ispirtoyu kaptığım gibi attım kendimi sokağa. Ve az önce kar yağmaya başlamıştı. Yere düşen her tane karanlığa karışıp gidiyordu. Çünkü bundan önce yağan yağmur alay eder gibi her birini emiyordu.
Sandım ki bıraktığın terlikler sonsuza dek benimle ama gördüm ki onlar da kaçarak uzaklaşıyor çaktırmadan. Sahi sen mi öğrettin onlara adım atmayı?
Aldırmadan yürüdüm karanlıkta, biraz ileride sabah olmuştu. Oraya ulaşmak mümkün değildi benim için; sanırım sabah da benden kaçıyordu. Simit almak istedim bu münasebetsiz saatte, onların da susamları döküldü. Bence simitler o saatte satılmak istemiyordu.
Eve dönmek istedim yeniden, ama yollar tamamen değişmişti. Sanki o an bir şeyler beni koşmaya sürüklüyordu. Ben üşenirim koşmaya, oturdum olduğum yere. Belki de evim karar vermişti bana doğru gelmeye.
İspirtodan olsa gerek, morarmıştı ellerim. Baktım bir zaman sonra bir balıkla beraberim. Balık anlatıyor ben dinliyorum, balık konuştukça ben susuyorum. En sonunda uyanıyorum, evimin içindeyim. Şimdi ben buna nasıl tahammül ederim?
Kapısı yok evimin, artık kimse gelemez. Ama sonra anlıyorum ki varlığım da hiç bir yere gidemez.
Gel zaman git zaman aklım bulanıyor. Pencereden atlıyorum, yolculuk uzun sürüyor. Seyreylerken alemi, bir kadın aniden beni kollarına alıyor. Diyor ki: "Seni artık kimse tanımıyor."
Bir tek resim kalmış bende ve o kadın artık benim içimde. Bir yerlerde saklanıyor, epey zaman oldu. Bir de o fotoğrafa baktım hep, omuzun bana güven veriyordu.
Ece'11

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder