25 Temmuz 2011 Pazartesi

Gece VIII

Eski bir dosttu kapıdan kafasını uzatan, bi zaman anlamadı neler olup bittiğini. Çok yakarmıştı oysa biri gelip yardım etsin, onu bu kirli düşüncelerden kurtarsın diye.. Şimdi anlam veremiyordu bu aslında çokta sevmediği eski dostun tam umutlarını kaybetmeye başladığı sırada çıkıp gelmesini. Her şeye yeniden başlamaya niyeti yoktu, yaşananları biriyle paylaşmaya da öyle.
Tüm bunları düşünürken kahve içmeye götürdü Gece'yi, ne olduğunu idrak edemeden çoktan oturmuş ve eskilerden bahsetmeye başlamışlardı bile. Bunca zamandır neler yaptığını sormuştu adam, görüşmeyeli yıllar geçmişti ne de olsa.. Sahi neler yapmıştı Gece? Biraz hafızasını zorladı, aslında ne bir adım ileride ne bir adım geride görüyordu kendini akıp giden zamanın ardından, sanki dün uyumuştu bugün uyanmıştı hepsi o kadar. Uzaklara daldı birden, söyleyecek bir çift söz arıyordu. Aslında hemen ortadan kaybolmak ve bir daha bu adamı görmemek istiyordu ama bu pek yakışık almazdı, artık bir çocuk gibi davranmasını hoş görmezdi insanlar. Yaşadığı derbeder hayatı izah edecek kelimeleri bulmakta güçlük çekiyordu. Adam Gece'nin zorlandığını anlayınca bu sefer kendini anlatmaya başladı. Üniversiteyi bitirdikten sonra çok başarılı bir iş hayatı olmuştu. Görünüşüne her daim önem vermişti ve geçen zamanda formundan bir şey kaybetmemişti. Öyle ballandırarak anlatıyordu ki hayatını, az kalsın Gece'yi bile inandıracaktı pırıltılı hayatların gerçekliğine. Biraz konuştuktan sonra sanki sesi çıkmamaya başlamıştı, ya da Gece artık onu dinleyemiyordu aklı bambaşka şeylere kaymıştı yine..
Adam konuşurken saatler akıp gitmiş, gecenin bi yarısı olmuştu. Gece saatine bakıp gözleriyle kalkması gerektiğini ima etti. Adam ısrarla eve bırakmayı teklif etse de Gece yürümeye kararlıydı, üstelik yalnız.
Denizi bulana kadar ara sokaklarda epey dolaştı, bilmediği bir sürü yerden geçti ve nihayet ayın şavkını yakaladı boğazın akan suları üstünde.. Acı çekme saatleriydi bunlar ve Gece her şeyi hakkını vererek yapmak gibi bir özelliğe sahipti. Şimdi kulağında melodram kıvamında müzikler, dalgaları izliyordu ve başını rüzgarın omzuna yaslamıştı. Bu sefer nereye gideceğini gerçekten bilmiyordu, ne yakaracak gücü vardı ne de isteyecek kadar sabrı.. Birden geçmişini kaybetme korkusu sardı bedenini, iki elini kavuşturup başına doladı sanki hatıralarını uçmadan yakalayabilirmiş gibi. Halbuki unutmak yeterince zordu, hatta imkansız.. Sanki Gece hep vardı dünya kuruldu kurulalı, sanki hiç bi yere gidememiş.. Öyle bir 'bilmek'ti onunki.. Belki de ukalalıktan başka bir şey değil..
Boğazın gündüzden kalma sıcağının gece ayazına karışmasına şahit oluyordu, kuşların sesini dinledi.. Yoktular.. Sahi neden seviyordu bunca kadar kuşları?
Yürüdü yine epey kıyı boyunca ve adımları onu en acı terk edilişine doğru götürdü, belki yeniden terk edilmeye.. Sevgiden patlayacak gibi oldu birden kalbi bir türlü anlam veremiyor; bu şımarık kız nasıl oldu da sevdi bu kadar? Hemde kışın ortasında!
Kafası bunlarla kurcalanırken eve varıyor sonunda, sabah olmuş çoktan. Kapının önündeki dilenci teyzeye kahvaltı niyetine iki simit ve peynir alıyor. Kaç kez yukarı davet ettiyse de hiç gelmedi, o da çaresiz dilenciye ayak uydurdu, bazen pijamalarıyla inip onunla atıştırıyor.
Bu sıradan günün ardından başka bi yorucu güne hazırlanmak üzere yatağa uzanıp ansızın uykuya dalıyor Gece, uyandığında onu hiçbir şeyin beklemediğini adı  gibi biliyor..

Ece'11

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder