11 Ekim 2010 Pazartesi

Küçücük Ellerim ve Ben

Bir veda gibiydi son bakışım, kimsenin anlamak istemediği kadar açık ve seçik. Gizli öznelerle yaşanacak bir hayata adım atıyordum. Yumak haline getirilmesi gereken ama asla o karışıklıktan kurtulamayacak bir çile olduğum aşikardı ama ben rengimin güzelliğini görmeye başlamıştım zamanla. 
Sevdiler beni, halbuki dokunulması imkansız bir gudubetim. Tüm o kirli bulaşıklar arasında kafaya taktığım bardağı yıkayınca mutlu olan ama çantamın dibinde biriken tütünlere sinirlenip ağlayacak kadar hasta bir ruhum var. İstanbul'un yarısını davet ettiğim bir partiyi ekip, hep hayalini kurduğum o sümüklü kız oluveririm birden.
İzin versem kendime belki mutlu bile olabilirim ama öğretildim; mutlu olmak çok ayıp. Hep o sarı, plastik ve dibi kazınmış tabaktan yerim yemeğimi bu sebepten, yenisini alamayacak kadar aciz olduğum sürece yanımdalar. 
Sahici şeyler yaşadım ben. Bir sandalyenin anlayamayacağı kadar çok sevdim mesela. Ve yine bir sandalyenin anlayamayacağı kadar çok acı çektim. Sonra bir gün geldi, hepsi dondu. Benimle yürüyen her bir his pili bitmiş oyuncak gibi kalakaldı olduğu yerde. Ben yürümeye devam ettim, onlara el sallamakla yetindim. Bir saltanatın çöküşüydü bu, ardından cumhuriyet ilan edildi. Bir daha asla Lale Devri'ni göremeyecek gözlerim, hükümetler gelip gidecek, kimi sevilecek, kimi idam edilecek. Ruhum emperyalizmin esiri olacak belki de. Dişiliğimin zindanlarında kalan zavallı esirlerim olacak, ben işkence ederken kimse onları duyamayacak.
Tüm ahlaksızlığımı elimde bir çift şiş ile kendime kazak örerek kamufle edeceğim, örnekler vereceğim büyük teyzelere, yanaklarımı sıkıp 'cici kız' diyecekler ama ben asla annemin bana uygun gördüğü adamla evlenmeyeceğim. 
Gözyaşlarımı biriktirdiğim kutuyu yağmurlu günlerde sokaklara boşaltıp sonrası için hazırlık yaparım kış gelince, yatağımın altında saklarım onu. Çok üzüldüğümde, kalbimi gömdüğüm mezarlıkta dolaşırım bazı geceler, başlarında dikili soğuk mermer taşları okşarım o bayıldığım flemenko parçalar eşliğinde. Dönüp yatağıma girdiğimde kalbimin yerindeki boşluğun sızısını hissederim dişlerimi sıkarak. Güneş doğarken açarım gözlerimi, aynadaki aksime gülümserim ve dolabımın önüne geçip 'bugün hangisi kullansam acaba?' deyip maskelerimi gözden geçiririm.
Soğuk ve yağmurlu bir sonbahar günüydü tanıdığımda seni, şimdi ne zaman yağmur yağsa tenimi deler geçer damlalar; sonbahara küslüğüm bundan.. Gülüp geçileceklerdenim velhasıl, bakıp düşünüleceklerden olmayı bir kenara bıraktım kendimi tanıdım tanıyalı.
Ece'10

1 yorum:

  1. sen gerekene hak ettiğinden fazlasını verdin birtanem..kaybedenler düşünsün bundan sonra..

    YanıtlaSil