24 Ağustos 2010 Salı

Gün VI

Kolaya alışmanın inanılmaz rahatlığı.. Gün'ün derdi tasası kalmamıştı yine, aşık olmuştu. Gece'den de haber almıştı, yakında döneceğini öğrenmişti. Yavaş yavaş yoluna giriyordu her şey. Sesi cıvıl cıvıl ötüyordu. Gece olsa yanında, O'ndan dikkatli olmasını isterdi ama şimdi böyle bir derdi yoktu. Evet belki nankörlüktü yaptığı ama ilk defa Gece'sizlik hoşuna gidiyordu. 
Adamla her gün saatlerce konuşup, konuşamadıklarında da mesajlaşarak cicim günleri yaşıyorlardı. Zaten ilişkiler hep böyle başlamaz mıydı? Flörtleri cazip kılan bu baştaki heyecanlar değil miydi? Kimi kadın bunun ayırdına varıp bir süre sonra kendini kopup koyvermekten vazgeçerdi ancak Gün gibi kimileriyse her seferinde ilk defa oluyormuş ve bu kez sonmuşçasına davranmaktan vazgeçmezdi. Bu adam onunla çok ilgileniyordu, sanki bir önceki başlarda böyle değildi.. 'Neyse ne!' diye düşündü, o hayatından memnundu. Hayatının her döneminde bir erkeğe ihtiyaç duymuştu ve bunu asla inkar etmemişti. Her ne kadar yalnız yaşamaya çalışan güçlü kadınlara imrense de kendisi bir türlü beceremiyordu, hoş deneyip denemediğinden de emin değildi.. 
"Saat yaklaşıyor" diye mırıldandı, hazırlanmaya başlamalıydı. Şık bir restoranda akşam yemeği vaadetmişti, onu almaya gelecekti. Tam hazırlanmaya başlarken gözüne kurumuş bir çiçek takıldı. Gece'yle geçirdikleri o çok eğlenceli günlerden biri geldi aklına. Aniden çok acı bir özlemle beraber yokluğundan duyduğu rahatlık yüzünden derin bir pişmanlık duydu. Kendini kandırmaya çalışıyordu galiba.. Ne güzel öperdi Gece, onun yanında güçlü olmasına hiç gerek yoktu, herşeyden korurdu Gün'ü.. Tüm dertleri hafiflerdi, çünkü O mutlaka bir çözüm bulurdu. Sırtını Gece'ye yasladı hep, hemde sinsice ve çıkarcı bir yaklaşımla değil, dostluklarının bir getirisi olarak, rahatlıkla.. Gözleri doldu, sırası değildi biliyordu, neyseki radyoda başlayan neşeli şarkı onu gerçek hayata geri döndürdü. Sevgilisine güzel görünmeliydi. Muhtemelen bu sefer turnayı gözünden vurmuştu, çok iyi para kazanıyordu, güzel bir işi ve evi, şık bir arabası vardı.. Artık evlenmek istiyordu, sanki acelesi varmış gibi! Varsın okulu henüz bitmemiş olsundu, hem evli olup hem okuyan onlarca kadın yok muydu?
Kriz geçirdiği günün ardından uykuya dalmadan önce çalan telefon eski sevgilisinden geliyordu. Gün uyuduktan sonra da bir kaç defa aramış en sonunda telesekretere, mesajı duyduğunda ona geri dönmesini istediğine dair mesaj bırakmıştı. Gün uyanıp bunu gördüğünde eli ayağı kesilmiş, kendini hemen toz pembe hayallerin pençesine kaptırmıştı. Bir kaç ses denemesinden sonra aradı, telefonu tuhaf aksanlı ve ses tonu çok etkileyici olan bir kadın açtı. Ağır bir yumruk inmiş gibi sarsıldıktan sonra olduğu yere oturdu, onu istedi telefona. Sesi cıvıl cıvıl geliyordu lanet olasıca herifin! Sanki çaresiz bir hastalıktan kurtulmuş gibi mutluydu. Kadının kim olduğunu sormaya cesaret edemedi. Kurduğu tüm hayaller baloncuklar halinde göğe yükselip teker teker patlamaya başladı.. Aramasının tek sebebi kendisinde kalan bilgisayarıydı. Çalışmalarını kaydettiği için ona çok acil ihtiyaç duyduğunu ve bunun için 'rahatsız' ettiğini söyledi. Gün de dert etmemesini, istediği zaman hatta şimdi bile alabileceğini belirtti. Telefonu kapatınca avazı çıktığı kadar bağırarak gidip bilgisayarı çantasından çıkarıp ikiye parçaladı. Bir yandan ağlıyor bir yandan sayıp söverek elindeki parçaları çantasına nazikçe yerleştirmeye çalışıyordu.
Bu son darbe oldu Gün için. Bundan sonra geçen her an kendini mutlu etmek için harcadı vaktini. Gerekli gereksiz her şeye güldü bazen, en sonunda da gülümsemesinin karşılığını kendince aldı. Artık elindekinin kıymetini bilecekti. Bundan böyle Gün'ün hayatında uçarı aşklara yer yoktu..
Ece'10 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder