26 Ağustos 2010 Perşembe

Ben Kuşlardanda Küçüktüm

Gözlerim ufka dalmaz oldu nicedir. Ruhum kanat takmış uçuyor biçare, dört duvar arasına sıkışıp kalmış. Sürekli bir yerlere çarpıyor ama ışığa aşık kelebekler gibi yılıp usanmadan uçmaya çalışıyor. Müdahale etmek ne mümkün, söz dinlemez.
Yürürken içimin yollarında, bir sokağa takılıyor gözüm. Tabelaya bakmadan dalıyorum içeri. Her taraf yıkık dökük, taş taş üstünde kalmamış. ‘Herhalde savaş görmüş bir yer’ diye geçiriyorum içimden, ne ses ne nefes.. Terk edilmiş bir kasaba gibi ıssız. Biraz daha ilerleyince hala ayakta durmaya çalışan bir ev görüyorum, merak içinde cama kafamı dayıyorum.
Bir bahar günü yaşanıyor evde, sabahın erken saatleri.. Evde pek eşya yok, çok zarif döşenmiş. Her yer neredeyse bembeyaz. Yataktaki şimdiye kadar gördüğüm en güzel adam, henüz uyanan ve yataktan çıkmaya çalışan kadınsa çok alımlı. Ilık esen bir rüzgar yatağın hemen yanı başındaki beyaz dantel perdeyi havalandırıyor ve uyuyan adamın yüzünü yalayıp geçiyor. Kadın yataktan çıkar çıkmaz sevgilisinin gömleğini geçiriyor üzerine, tıpkı filmlerdeki gibi. Belli ki adamı uyandırmamaya çabalıyor, güzel bir kahvaltı hazırlayıp yatağa getirecek. Adam yüzüne perde dokununca uyanıyor, gözlerini araladığında sevgilisinin mis gibi kokan yastığını boş görünce hummalı bir hazırlığın kendisini beklediğini anlayıp, dışarıdan gelen taze çiçek kokularını içine çekerek tekrar uykuya dalıyor. Kadın işini bitirip mutfaktan çıkınca adam gözlerini açıp O’nu izlemeye koyuluyor ve derin bir iç çekiyor, seviyor kadını, öyle bakıyor çünkü. Biraz öpüşüp koklaşıyorlar, sonra da kahvaltılarını etmeye koyuluyorlar. Gitme vakti. Ama bir dakika bu benim içerim, ve ben bu insanları bir yerden hatırlar gibiyim, derhal koşup sokak tabelasına bakıyorum, tabi ya nasıl da akıl edemedim: ‘Hayaller Sokağı’. Bir daha geçmemeyi dileyerek hızla uzaklaşıyorum oradan.
Ellerim ceplerimde yürürken adımın seslendirildiğini işitiyorum. Başımı çevirince dostlarımı görüyorum, hepsi bir ağızdan beni yanlarına çağırıyorlar. Gidip her birine dakikalarca sarılıyorum. Sonunda doğru yerdeyim galiba. Ancak yine de huzursuzum, anlıyorum ki sonsuza dek kalamam ‘Dostlar Sokağı’nda, ne de olsa herkes yalnız bu dünyada. İçimden çıkıp gerçekliğe dönünce, odamda enfes bir şarkı karşılıyor beni, yaşama bağlanıyorum yeniden.
Mutluluklar da bizim, üzüntüler de, her duyguyu köşe bucak yaşayabiliyorsan, ancak o zaman ölsen de gam yemezsin. Köşe başındaki çeşmeden hayat akıyor, ve sen ağzını dayayıp kana kana içmek yerine oturup izlemeyi seçiyorsan, yaşadığın bedene ve kapladığın alana haksızlık ediyorsun. Yaşamak dediğin ille delirmek değil benim gibi, kimisi doymak bilmeden öğrenmeye hevesli, kimi gezip tozmaya. Ne yazık ki ömür hayaller kurup gerçekleşmesini bekleyerek tüketmek için çok kısa. Gözünün önünden akıp giden sensin aslında; zaman da sensin, hayat da.
Ece’10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder