6 Haziran 2010 Pazar

Pireler Berber İken

Zamanın birinde, dünyanın en güzel yerinde, havanın mis gibi koktuğu, ağaçların eşsiz meyveler verdiği, kokusunu başka hiçbir yerde bulamayacağın çiçeklerin açtığı, nice güçlü hükümdarların gelip geçtiği ve onu benzersiz yapan en önemli özelliğini yaman bir aşk hikayesinden alan bir şehir varmış.. Bu aşk iki insanı hayatlarının baharında esir eden ve onlardan başka herkesin görmezden gelmeyi tercih ettiği bir aşkmış.. Aşıklar öyle acılar çekmişler ki Tanrı bu şehrin insanlarını şehri ortadan ikiye bölerek ve tam oradan gürül gürül akan bir derya geçirerek cezalandırmış.. Aşıkları da, hiç değilse bir birilerini görmeyerek unutmalarını sağlamak için birini şehrin bir yakasına, diğerini de öbür yakasına mahkum etmiş.
Halk böyle bir cezayı neden hak ettiklerini bir türlü anlamamış. Bir kısmı evinden barkından olmuş, bir kısmı ise işinden gücünden.. O günden sonra şehirde yaşayan kimsenin kendine bile hayrı dokunmaz olmuş.
Aşıklar bir birilerini unutmak şöyle dursun her gün daha da artan bir tutku ile en azından uzaktan suretlerini görebilmek için çareler aramışlar. Kadın Doğu'dan gelen kervanlardan bir şeyler bulmaya çabalarken, adam Batı'nın nimetlerinden medet umar olmuş. Her gün bulundukları yakaların burnuna kadar gelip aşağı yukarı yürüyerek ve karşı tarafa bakarak saatlerini geçirir olmuşlar.
Bu delice çırpınışları bir zaman sonra şehir halkının da ilgisini cezbetmeye başlamış. Bunca zaman ayıpladıkları, eziyet ettikleri bu iki insana günahkar gözüyle baktıkları için suçluluk duymuşlar. Bir müslüman genç ile ecnebi, evsiz barksız, hoppa bir kızın sevdaları kabul edilemez bir durum iken git gide artan bağlılıkları onları daha makul olmaya itmiş.
Tanrı tüm bunlar olurken şehri izlemeye devam ediyormuş. Çünkü, Tanrı'nın insanlara verdiği üç büyük mucizeden biri imiş Aşk ve O bu mucizenin böyle harcanmasına seyirci kalmamış asla..
Günlerden bir gün, çok soğuk geçen bir kışın ortasında, tüm zor şartlara rağmen kıyıya gelen aşıklar dikkatle bakınca suyun akmadığını fark etmişler, zaten onları yüzerek kavuşmalarına mani olan bu dehşet akıntı imiş. Aşıklar dayanamayıp dokunduklarında suyun taş kestiğini anlamışlar. Anlaşmışlar gibi her ikisi de aynı anda bir adım atmış karşı yöne doğru. Sonra bir adım daha, bir adım daha.. Uzaktan siluetlerini görür gibi olduklarında damarlarında şok edici bir heyecan peyda olmuş ve çağlayarak akan sevinçlerini bastırmaya gerek dahi duymadan koşmaya başlamışlar. Sonunda kavuştuklarında yıllar süren bir kucaklaşmaya sahne olmuş buz kesen deniz. Hiç konuşmadan anlatmışlar ne kadar sevdiklerini, özlediklerini.. Sonra bir hüzün takılmış boğazlarına, ne kızın tarafında yaşamak mümkünmüş artık ne de adamın. Ayrılmak zorunda olmanın ateşi yakmaya başlamış ikisini de.
Onlar bunu düşündükleri sırada ayaklarının altından bir ses duyulmuş; nazik bir kırılma sesi.. İşte o an idrak etmişler bu kavuşmanın sonsuza dek süreceğini. Buz yavaş yavaş çatlamış ve altındaki su içeri davet etmiş onları. Bir birilerinin gözlerine bakarak ve yek vücut olarak suyun davetini kabul etmişler. Kırılan buz onlar sulara gömüldükten sonra eski haline dönmüş ve su, çağlamasından ödün vermeden akmaya devam etmiş. O günden sonra boğazın suları aşıkları efsaneleştirmiş, her ay dolunay günleri suyun dışına çıkıp elele şehri seyre çıkarlarmış. Dünyanın sonuna değin mutlu yaşamışlar.
Ece'10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder