19 Mayıs 2010 Çarşamba

Tılsım

Küçük bir köyde yaşıyordu heykeltıraş. Doğuştan yeteneği vardı sert maddelere şekil verme konusunda. Dünyayı gezdi bu kabiliyeti sayesinde. Övgüler, ödüller aldı. Gezerken bi kadına aşık oldu ülkenin birinde. Tükettiler birbirilerini zaman içinde ama sevmekten vazgeçmedi adam. Sonra bir gün Heykeltıraş'ın çok sevdiği bir dostu aldı kadını O'nun elinden. Üstelik kadın da itiraz etmedi. Adama neşeyle el salladı giderken. Bununla da kalmadı hayatın sillesi, her geçen gün daha da zorlaştırdı yaşamı adam için. Güveneceği kimse kalmayana kadar, vurdukça vurdu. Gönlü kırıldı, hayata küstü, işinden vazgeçti. Sonunda en tasasız yerin çıktığı köy olduğuna karar verip pılını pırtısını topladı düştü yollara. Dönerken pek çok şey gördü. Dağın tepesinde yaşayan budistler, huzuru bulmak için kendini kırlara vuran insanlar.. Köye döndükten sonra uzunca bir zaman kimseyle konuşmadı Heykeltıraş. Öyle kırıktı ki ruhu, ömürünün sonuna kadar boynu bükük yaşayacağına kani oldu.. Uzun yıllardan sonra bir gece uykusundan tuhaf bir rüyayla uyandı. Rüyasında tılsımlı bir kuş yaptığını gördü. Hemen kolları sıvayıp tezgahının başına geçti. Gözlerini kapayıp şekil vermeye başladı, ve ruhundaki tüm kırgınlıkları parmaklarının ucundan Kuş'a aktardı; bu Kuş asla kaybolmayacaktı yeryüzünden, bulan doğru insansa hep onda kalacaktı, şayet hayatı böbürlenmekle, kalp kırmakla geçen biri ise, ellerinde paramparça olacaktı.
...
Güneş batıyor ufukta, suya şavkı vuruyor ışığının, ağır ağır yürüyorsun altın rengi kumsalda.. Ellerin cebinde, kalbin safi bir huzur içinde, o güne kadar herşeyi dosdoğru yaptığına inanıyorsun. Uzakta bi ışıltı çarpıyor gözüne. Adımlarını telaşsızca hızlandırıyorsun. Yaklaştıkça cisim biçimlenmeye başlıyor. İyice yanaşınca anlıyorsun ki küçücük bir Kuş; camdan oyulmuş.. Alıp almamak arasında tereddüt ediyorsun. Seni tanıyanlar biliyor, hayatına giren herşeyi un ufak ettiğini. Etrafına şöyle bir göz gezdiriyorsun, derin bir nefes alıyorsun; seni tanıyan kimse yok. Elini uzatıyorsun yavaşça, alıyorsun kuşu olduğu yerden. İncelemeye koyulup kıs kıs gülüyorsun "gördünüz mü bak bu da benim oldu işte" diyorsun dişlerinin arasından. Kuş'un tılsımlı olduğundan haberin yok.
Şaşkınlıkla bakakalıyorsun elinde tuzla buz olmuş heykele. "Zaten adi imiş" deyip ellerini birbirine sürterek yok ediyorsun güzelim Kuş'un kalıntılarını ve arkana bile bakmadan dönüp gidiyorsun birşeyleri daha paramparça etmek üzere.
Ece'10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder