25 Mayıs 2010 Salı

Gün ve Gece I

"Ne? Nasıl olur? Daha dün buradaydı! Nereye kayboldu bu kadın Allah aşkına? Çabuk bana telefonumu getir!"
'Ne yapacağım onsuz' diye geçirdi içinden. Aslında az çok tahmin ediyordu böyle olacağını ama bir türlü inanamamıştı gerçekten gideceğine. Onu bu hale getiren adamı elleriyle boğmak istiyordu. Direnmişti bu halden kurtarmak için, esasında bi ara kurtulur gibi de olmuştu ama tek bir olay herşeyi ters yüz ediverdi. İşte şimdi yapayalnız kalmıştı ne yapacağını bilemiyordu..
***
Gün ile Gece tanıştığında, Gün çok çaresiz bir hüzün içindeydi. Gece onunla haftalarca, aylarca ilgilendi, onu iyileştirmek için elinden geleni yaptı, başardı da.. Sonra aşık oldular birilerine ve aptal hayatlar yaşadılar uzunca süre. Gel gelelim her şey tepetaklak oldu aniden.. Bu sefer Gün'ün durumu daha kurtarılabilir vaziyetteydi, Gece'de kalan son gücüyle destek oldu ona.. Biraz eğlenip güldüler, yeni insanlar tanıdılar. Kimse göremedi Gece'nin vahametini, hoş o da kendini iyi sanıyordu ya..
Yoktu işte şimdi, nereye gittiğini söylemeden kaybolmuştu ortalıktan. Dönüp dönmeyeceğinden bile emin olamıyordu Gün. Bi an nefret etti ondan. Herşey darmadağınken böyle birşey yapmasını yediremiyordu. 'Hani dostumdun?' diye tısladı dişlerinin arasından. Üstelik hayalleri vardı, ümit vermişti; belki de mavi bir yolculuğa çıkacaklardı beraber..
***
Gün her zaman neşe saçardı etrafına. Bir türlü efkarlanamayan bir yapısı vardı. Kırılganlığını fitne fücurluğuyla gizlemeyi seçerdi. Şayet üzülürse susup bir kenara gizlenmektense yerine koyabileceği ne varsa denerdi korkmadan.. Gece'ye gelince; o da neşeliydi ama sadece mutlu olduğu zamanlarda. Genelde düşünceliydi. Karanlığı severdi adının getirdiği üzere.. O üzülünce safi bir kedere bürünürdü. Bu sebepten, kaçardı herkesten, onlara da sıkıntı vermemek için.
***
Gece'ye ulaşmanın mümkünü olmadığını anladığında, telefonunu yatağın üstüne fırlatıp söylenmeye başladı: "Afferin sana! Hep en iyisini sen bilirsin değil mi! Hiç bir bok bilmiyorsun aslında, hayatla savaşmaktan bile acizsin! Defol git, yüzünü bile görmek istemiyorum artık!"
Gün ne yapacağını bilemez halde kendini sokağa attı, neyse ki birşeyler paylaşacağı arkadaşları vardı.
***
Gece ise rüzgarın esintisini kendine kılavuz etmiş dolaşıyordu bilmediği bir kentin sokaklarında. Başarmıştı işte, yapayalnız kalmayı başarmıştı. Bundan sonra ne yapacağını bilmiyor, bilmekte istemiyordu. İçinde anlamını bilmediği bir huzur vardı. Doğru olan buydu ona göre. İçinde iki kadın vardı: Biri gözlerini kocaman açmış her şeye bilmeksizin bakan ufak bir çocuk, diğeri ise tam anlamıyla şeytan bir orospu. Hangisinin yaşamını sürdürmesine izin vereceğini bilmiyordu. Belki anlaşırlar ve birlikte kalırlardı. Zaman gösterecekti hepsini. Ne düşünmek ne hayal kurmak ne de konuşmak istemiyordu. Aklında bazı idealler vardı ve tüm sahip olduğu onlardan ibaretti. Şimdiden özlemişti geçmişini ama bu fayda getirmezdi. Denedi çünkü, sürekli sarpa sarıyordu yeniden başladığında..
Ardında bıraktıkları ne söylerse söylesin, o gülünden sorumlu olduğunu biliyordu. Gülü dayanabilirse, geri almaya gelecekti onu mutlaka..
Ece'10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder